
Ülkemizde ilaç ve eczacılık alanı, giderek derinleşen yapısal sorunlar altında hizmet sunmaya çalışmaktadır. İlaç sanayisinden dağıtım kanallarına, mesleğini eczanede, kamuda, sanayide ya da farklı alanlarda icra eden meslektaşlarımızdan, istihdam sorunları nedeniyle mesleğini yerine getiremeyen genç meslektaşlarımıza kadar geniş bir alan, benzer sorun başlıklarıyla karşı karşıyadır. Bu sorunların önemli bir bölümü, kamunun ekonomik temelli ilaç politikalarının sahaya yansımasından kaynaklanmaktadır.
Yüksek ve kalıcı enflasyon, sıkı para politikaları, yüksek faizler ve döviz kuru baskısı; ilaç ve eczacılık alanında öngörülebilirliği azaltmakta, maliyetleri artırmakta ve sürdürülebilirliği zorlaştırmaktadır. Bu makro tabloya; ilaç fiyatlarının kur baskısı altında tutulması, fiyat güncellemelerindeki gecikmeler, karlılık oranlarındaki azalma, Kamu Kurum İskontosu (KKİ) yükünün eczaneler üzerinde yoğunlaşması ve SGK protokolündeki yapısal sorunlar eklendiğinde, eczaneler ciddi bir ekonomik çıkmazla karşı karşıya kalmaktadır.
Sağlık Politikaları ve Toplumsal Güven
Sağlık ve ilaç politikaları, ülkelerin genel yönetim yaklaşımları ile de doğrudan ilişkilidir. Tüm dünyada sağlık harcamalarının arttığı bir dönemde; sağlık gibi temel alanların sosyal devlet anlayışı içinde ele alınması ve bütçe planlamalarının bu ilke gözetilerek yapılması zorunludur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde yer alan sosyal devlet ilkesi, sağlık hizmetlerini kamusal bir sorumluluk olarak tanımlar.
Bu nedenle hukukun üstünlüğüne duyulan güven, adalet duygusu ve yaşam standartları; demokratik değerlerimiz kadar sağlık sisteminin sürdürülebilirliği ve toplumsal refah açısından da belirleyicidir. Artan hayat pahalılığı ve belirsizlik ortamı, bireylerin sağlık hizmetlerine erişiminden tedavi sürekliliğine kadar pek çok alanda doğrudan etkisini göstermektedir. Sağlıklı bir toplum ancak insanların geleceğe güvenle bakabildiği bir ortamda mümkündür.
Küresel Dönüşüm ve İlaç Politikaları
Öte yandan ilaç – eczacılık alanımızda yaşanan sorunları yalnızca ulusal dinamiklerle açıklamak eksik ve yanıltıcı sonuçlara yol açacaktır. Bugün çok net bir gerçeklikle karşı karşıyayız. İlaç politikaları artık yalnızca sağlık politikalarının bir alt başlığı değildir. İlaç ekonomi, ticaret, sanayi ve ulusal güvenlik boyutları olan stratejik bir alan haline gelmiştir. ABD–Avrupa–Çin hattında derinleşen jeopolitik gerilimler, küresel ticaret politikaları ve tedarik zinciri kırılganlıkları global ilaç alanını şekillendiren ana dinamikler haline gelmiştir.
ABD’de Donald Trump’ın yeniden yükselen siyasi söylemiyle birlikte gündeme gelen “Most-Favored-Nation” (MFN – En Ayrıcalıklı Ulus) fiyatlandırma modeli, küresel ilaç fiyatları üzerinde ciddi baskılar yaratmaktadır. Bu yaklaşım, ABD’de ilaç fiyatlarını düşürmeye yönelik güçlü bir politik baskı oluştururken küresel ilaç şirketlerini gelir dengesini korumak amacıyla küresel fiyatlama stratejilerini yeniden değerlendirmeye zorlamakta ve özellikle referans fiyat sistemi uygulayan, kur baskısı altında bulunan ülkeler açısından ilaca erişimi daha kırılgan hale getirmektedir.
Zira Avrupa Birliği ülkeleri, bütçe disiplinini sağlamakla birlikte aynı zamanda ilaç arz güvenliğini ve sürdürülebilirliği korumak amacıyla farklı düzenleyici çerçeveler geliştirmeye yönelmektedir.
Eczaneler Açısından Yapısal Riskler
Bu küresel tabloda dikkat çekici bir diğer risk, ilaç tedarik ve ödeme modellerinde eczanelerin sistem dışına itilmesini öngören uygulamaların giderek daha fazla gündeme gelmesidir. Firma–devlet anlaşmaları üzerinden yürütülen doğrudan temin ya da alternatif dağıtım modelleri, kısa vadede çözüm gibi görünse de uzun vadede sahadaki temel sağlık aktörü olan eczaneleri devre dışı bırakma tehlikesi taşımaktadır. Geçmiş dönemde bazı radyoopak maddeler ve kemoterapi ilaçlarında yaşanan uygulamalar bu riskin somut örnekleridir. Türkiye maalesef ilaç bütçesinin baskılanması büyük ölçüde eczaneler üzerinden yürütülmekte; KKİ uygulamasıyla eczacı sağlık hizmet sunucusu olmaktan ziyade finansal bir aracı konumuna itilmektedir.
Türkiye’de İlaçta Sürdürülebilirlik Sorunu
Yenilikçi Tedavilere Erişimde Gerileme
Türkiye ilaç pazarı hacim olarak büyümektedir. 2025 yılında pazar; değer bazında %33, kutu bazında %54 artmış ve dünya sıralamasında 19. Sırada yer almaktadır. Ancak bu büyüme, kişi başı ilaç harcaması ve yenilikçi tedavilere erişim açısından ciddi bir çelişkiyi de beraberinde getirmektedir.
OECD ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye, kişi başı ilaç harcaması ve sağlık harcamalarının GSYH içindeki payı bakımından alt sıralarda yer almaktadır. Yenilikçi ilaçlara erişim oranı ise Avrupa ortalamasının çok gerisindedir.
IQVIA W.A.I.T. 2024 Raporu’na göre, 2020–2023 arasında EMA’dan ruhsat alan 173 yenilikçi tedavinin yalnızca 6’sına erişilebilmiş; Türkiye %3 erişim oranıyla incelenen ülkeler arasında son sırada yer almıştır. Bu oran 2019’da iken yıllar içinde dramatik biçimde gerilemiştir.
Bu tablo, fiyatlandırma ve geri ödeme politikalarının erişimi değil, gecikmeyi üreten bir yapıya dönüştüğünü açıkça göstermektedir. Toplam pazar büyürken cepten harcamalar artmakta, sağlıkta eşitsizlikler derinleşmektedir.
Mesleğin Tüm Alanlarında Baskı
Yaşanan sorunlar yalnızca serbest eczanelerle sınırlı değildir. Kamu ve hastane eczacıları özlük hakları ve ücret adaletsizliğiyle karşı karşıyadır. Klinik eczacılık ve uzmanlaşma alanları potansiyelinin çok gerisinde kalmıştır. Genç eczacıların istihdam sorunu ise mesleğin geleceğini tehdit eden önemli bir yapısal başlıktır.
2026 yılı, bu anlamda bir eşik yılıdır.
Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki; Türkiye’nin ilaç ve eczacılık politikalarında mevcut yaklaşımı sürdürmesi mümkün değildir. İlaç fiyatlandırma politikalarından küresel krizlere kadar uzanan bu süreç, eczacılığın tüm uygulama alanlarını ve mesleğin bütününü etkilemektedir. Çözüm; ilacı yalnızca bir bütçe kalemi olarak değil, toplum sağlığı ve ulusal strateji perspektifiyle ele alan bütüncül bir politika çerçevesinden geçmektedir.
2026 yılı, bu anlamda bir eşik yılıdır. Ya mevcut sorunları daha da derinleştiren kısa vadeli çözümlerle yol almaya devam edeceğiz ya da küresel gelişmeleri doğru okuyarak, eczacılığı sağlık sisteminin merkezine alan bütüncül bir dönüşümü hep birlikte hayata geçireceğiz.
Türk Eczacıları Birliği, 70 yıllık kurumsal birikimiyle; ilaca erişimi, arz güvenliğini ve mesleki sürdürülebilirliği merkeze alan politikalar geliştirmeye, eczacıyı sağlık sisteminin etkin ve tanımlı bir aktörü haline getirmeye ve tüm paydaşlarla kanıta dayalı çözümler üretmeye kararlılıkla devam edecektir.