TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ’NİN 70. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI

TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ’NİN 70. KURULUÅž YILDÖNÜMÜ BASIN AÇIKLAMASI

Toplumların saÄŸlık, eÄŸitim ve adalet gibi temel alanlarda kalıcı ve nitelikli ilerleme saÄŸlayabilmesi için; köklü, mesleki hafızaya sahip ama aynı zamanda kamusal sorumluluk bilinciyle hareket eden meslek örgütlerine ihtiyacı vardır.

Meslek örgütleri, yalnızca meslek mensuplarının hak ve yetkilerini savunan kuruluÅŸlar deÄŸil; aynı zamanda bilimsel geliÅŸimin, etik standartların ve toplum yararının sürekliliÄŸini güvence altına alan demokratik denge unsurlarıdır.

Özellikle saÄŸlık alanında faaliyet gösteren meslek örgütleri; mesleki geliÅŸimin yönünü belirleyen, uygulamaları standartlaÅŸtıran ve kamu otoriteleri ile toplum arasında güven köprüsü kuran asli aktörlerdir. SaÄŸlık hizmetlerinin niteliÄŸi, yalnızca fiziki altyapı ya da bütçe büyüklüÄŸüyle geliÅŸtirilemez. Bu hizmeti sunan mesleklerin örgütlü, bilimsel ve kamusal sorumlulukla hareket ederek koydukları çabalarda saÄŸlık hizmetinin kalitesinin artışına katkı sunar.

Türkiye’de köklü saÄŸlık meslek örgütlerinin varlığı, saÄŸlık hizmetlerinin sürdürülebilirliÄŸi ve halk saÄŸlığının korunması açısından tarihsel olarak belirleyici bir rol oynamıştır. İşte bu noktada Türk Eczacıları BirliÄŸi, bu ihtiyaçtan doÄŸmuÅŸ ve 1956 yılında, 6643 sayılı Kanun ile kurulmuÅŸtur. Bu açıdan Türk Eczacıları BirliÄŸi; yalnızca mesleki birliÄŸi kollamak amacıyla deÄŸil, aynı zamanda ilacın güvenli, etkin ve eÅŸit biçimde topluma ulaÅŸtırılmasını savunmak hedefiyle hayata geçirilen bir meslek örgütüdür.  Bu temelden hareketlekuruluÅŸundan itibaren BirliÄŸimiz, eczacılığı halk saÄŸlığının ayrılmaz bir parçası, bilimsel bilgiye dayalı bir saÄŸlık hizmeti olarak tanımlamıştır.

Türk Eczacıları BirliÄŸi, eczacılığı akılcı ilaç kullanımının, hasta güvenliÄŸinin ve toplum saÄŸlığının vazgeçilmez bir bileÅŸeni olarak da konumlandırmıştır. Bu yaklaşım, mesleÄŸin “bilimsel temelli saÄŸlık danışmanlığı” niteliÄŸini güçlendiren bir dönüÅŸümün de ifadesidir.

BirliÄŸimiz bundan sonra da halk saÄŸlığının, ilaca kesintisiz, güvenli ve kolay eriÅŸimin saÄŸlanması için üzerine düÅŸen sorumluluÄŸu kararlılıkla yerine getirecektir. Çünkü güçlü bir saÄŸlık sistemi, ancak mesleÄŸini sürdürülebilir koÅŸullarda icra edebilen, bilimsel bilgiye dayalı hizmet sunan ve kamusal sorumluluÄŸu tanımlanmış eczacılarla mümkündür.

Bugün Türkiye’nin en ücra noktasından en büyük metropollerine kadar; serbest eczanelerde, hastanelerde, kamuda, akademide ve sanayide kesintisiz ilaç eczacılık hizmeti sunan meslektaÅŸlarımız, yalnızca ilacı deÄŸil, güveni, bilgiyi ve kamusal sorumluluÄŸu da taşımaktadır.

Ülkemizde saÄŸlık harcamaları artan grafiÄŸe sahip olsa da ekonomik parametrelerden saÄŸlığa iliÅŸkin göstergelere kıyaslayarak baktığımızda ne yazık ki manzara pek de iç açıcı deÄŸil.

2024 ve 2025 verileri, Türkiye’nin saÄŸlık harcamaları açısından OECD ülkeleri arasında en düÅŸük pay ayıran ülkelerden biri olduÄŸunu açık biçimde ortaya koyuyor.

  • Türkiye’de toplam saÄŸlık harcamalarının GSYH içindeki payı %5,3 düzeyinde.
  • OECD ortalaması ise %9,3 olup, birçok geliÅŸmiÅŸ ülkede bu oran yüzde 10’un üzerindedir.

Bu oranlar için dikkatle izlememiz gereken noktaları da vurgulamak istiyorum;

TÜİK’in saÄŸlık harcamalarıyla ilgili açıkladığı rakamlara bakacak olursak, 2024 yılında toplam saÄŸlık harcaması bir önceki yıla göre yüzde 89.6 artarak 2.3 trilyon TL’ye yükseldi. Ama burada dikkat çekici kısım ÅŸu; vatandaşın cebinden de saÄŸlık harcamaları için 442.3 milyar TL çıktı. Yani toplam saÄŸlık harcamaları içinde vatandaşın cepten ödediÄŸi tutar artarak, neredeyse yüzde 19’a kadar çıkmış.

Bütçeden saÄŸlığa ayrılan payın vatandaÅŸ lehine artırılması gerektiÄŸini ısrarla vurguluyoruz. Yani vatandaşın cepten yaptığı saÄŸlık harcamalarının azaltılması için gereken önlemler alınsın diyoruz.

İlaç harcamaları açısından tablo daha da çarpıcı:

  • OECD ülkelerinde kiÅŸi başı ilaç harcaması ortalama 570 dolar civarındayken,
  • Türkiye’de bu tutar yaklaşık 131 dolar seviyesinde bulunuyor.

Bunun ötesinde, yenilikçi ve yeni molekül ilaçlara eriÅŸim konusunda Türkiye, Avrupa’nın çok gerisinde yer alıyor. Avrupa’da yenilikçi ilaçların ortalama eriÅŸim oranı %46 düzeyindeyken, Türkiye’de bu oran %3 seviyesine kadar gerilemiÅŸ durumda.

Kanser ilaçları özelinde bakıldığında bu tablo çok daha çarpıcı. Avrupa’da EMA onayı alan her iki kanser ilacından biri hastalara sunulabilirken, Türkiye’de bu oran %4 düzeyinde.

Elbette ki SaÄŸlık Bakanlığı bütçesinin her yıl bir önceki yıla göre arttığını görüyoruz, örneÄŸin 2026 bütçesindeki artış, 2025 yılına göre yüzde 44,50'lik bir artışla resmi enflasyon oranının üzerinde oldu ama bu ülkemiz için yeterli bir rakam deÄŸil. Çünkü artan nüfus ve (özellikle yaÅŸlı nüfusu), kronik hastalıklar yükü gibi pek çok bileÅŸen de saÄŸlık harcamalarına ciddi etki eder hale geldi. Durum böyle olunca, saÄŸlık hizmetlerinin finansman yükünün giderek daha fazla vatandaÅŸa devredildiÄŸini görüyoruz.

Dolayısıyla yukarıda özetlediÄŸim tablo, ilaç fiyatlandırma politikalarından, merkezi bütçede saÄŸlığa ayrılan payın nasıl dağıtılacağına kadar pek çok konuyu yeniden ele alma zorunluluÄŸunu ortaya koyuyor. 

Küresel ölçekte yaÅŸanan jeopolitik geliÅŸmeler, tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ilaç bütçeleri üzerinde finansal baskılar oluÅŸturacağını öngörmek gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Son dönemde sözünü ettiÄŸimiz giderek artan riskler nedeniyle ilaç politikalarına stratejik bir alan bakışının getirilmesi oldukça önemlidir.

Geçen yılın rakamlarına göre eczanelerimizde yaklaşık 504 milyon reçete iÅŸlem gördü. Bu devasa rakam, vatandaşın en yakın saÄŸlık danışmanının eczacı olduÄŸu anlamına geliyor.

Åžunun altını özellikle çizmek istiyoruz;hastalarımız tedavileri için eczaneye gittiklerinde eÄŸer ilaçlarını bulamıyorlarsa bu sorunu çözmek için en baÅŸta meslektaÅŸlarımız var gücüyle uÄŸraşıyorlar. İlaç yoklukları eczacıların iradesi ya da tercihleriyle ortaya çıkan bir durum da deÄŸildir. İlaç yokluklarının temel nedeni; mevcut fiyatlandırma modelinin ekonomik gerçeklerle uyumsuzluÄŸu ve bu nedenle de ilaçların yeterli ve sürdürülebilir biçimde sunulamamasıdır.

Bulunamayan ilaç ihbar hattı gibi uygulamaların nihai bir çözüm olacağını düÅŸünmüyoruz. Aksine hasta ile eczacıyı karşı karşıya getirme riskini taşımaktadır. Kalıcı çözüm; kamu kaynaklarının etkin kullanımını esas alan, ilaç bütçesini korurken ilacın üretimden hastaya kadar tüm zincirde öngörülebilir ve sürdürülebilir biçimde sunulmasını saÄŸlayan bir ilaç fiyatlandırma ve geri ödeme modelinin hayata geçirilmesi ile mümkündür.

Türk Eczacıları BirliÄŸi olarak saÄŸlık sistemini güçlendirmenin en etkili ve sonuç veren yollarından birinin de eczaneyi ve eczacıyı bu sistemde güçlendirmekten geçtiÄŸine inanıyoruz. YaÅŸlanan nüfusla birlikte kronik hastalıkların sisteme olan yükünde de artış görüldüÄŸünü ifade etmiÅŸtim. SaÄŸlık Bakanlığı Halk SaÄŸlığı Genel MüdürlüÄŸü’nün son açıkladığı rakamlara göre, her 5 kiÅŸiden 3’ü kronik hastalık riski altında. Halk SaÄŸlığı Genel MüdürlüÄŸü son bir yıl içinde 30 milyon vatandaÅŸa eriÅŸerek kronik hastalık taraması yaptı ve bunun sonucunda 7 milyon yeni tanı koydu. Bu 7 milyon yeni tanının 6 milyonunu obezite, 700 binini kardiyovasküler risk, 150 binini hipertansiyon ve 500 binini de diyabet tanısı oluÅŸturdu. Yani tablo giderek büyüyor.

Biz eczacılar olarak, saÄŸlık sistemi üzerindeki iÅŸte bu yükü hafifletmek istiyoruz. Çünkü geliÅŸmiÅŸ ülke örneklerinde de görüldüÄŸü gibi toplum eczaneleri, ilaç temin noktası olmanın ötesinde, koruyucu saÄŸlık hizmetleri, aşılama, kronik hastalık izleme ve ilaç tedavisi yönetimi gibi alanlarda birinci basamak saÄŸlık hizmetlerinin tamamlayıcı ve ölçülebilir bir unsuru olacak kapasiteyi taşıyor.

Burada ÅŸu noktaya da deÄŸinmemiz gerekiyor; eczacılık alanında yaÅŸanan sorunların esasen iki ana temelden beslendiÄŸini görüyoruz. Bunlardan birincisi ekonomik koÅŸullar, ikincisi de istihdam dengesini bozan kontenjan fazlalığına dayalı yapı. Bugün Türkiye’de yaklaşık 31 bin serbest eczane bulunmasına karşılık eczacılık fakültelerinde tüm sınıf düzeylerinde toplam 25.524 öÄŸrenci eÄŸitim görüyor. Genç meslektaÅŸlarımızı istihdam anlamında zorlayan tablonun nedeni budur. Bu tablo, kontenjan planlamasının acilen uzun vadeli ve sorumlu biçimde yapılmasının zorunluluÄŸunu açıkça ortaya koyuyor.

Åžüphesiz uluslararası uygulamalar eczacıların saÄŸlık sistemi içinde daha aktif rol üstlendiÄŸi durumlarda; koruyucu saÄŸlık hizmetlerinin yaygınlaÅŸtığını, saÄŸlık hizmetlerinin eriÅŸilebilirliÄŸinin arttığını ve maliyeti düÅŸtüÄŸünü gösteriyor.

Dolayısıyla bizler küresel geliÅŸmeleri doÄŸru okuyarak, eczacılığı saÄŸlık sisteminin merkezine alan yapısal bir dönüÅŸümün hayata geçmesi için var gücümüzle çalışıyoruz. Çünkü Türk Eczacıları BirliÄŸi, 70 yıllık kurumsal birikimiyle; eczacı meslektaÅŸlarımız tecrübe ve birikimleriyle bu dönüÅŸümün sorumluluÄŸunu almaya, çözümün parçası olmaya ve toplum saÄŸlığını önceleyen politikalar için kararlılıkla çalışmaya devam edecektir.

Toplum saÄŸlığının güvencesi olduÄŸu kadar, mesleÄŸimizi de güçlü adımlarla geleceÄŸe taşıyan Türk Eczacıları BirliÄŸinin 70. KuruluÅŸ Yıl Dönümü kutlu olsun.

TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ